Yazar "Erbilen, Enver" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 20 / 38
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Aberrant origin of the right ventricular coronary artery: A case report(2003) Uyan, Cihangir; Akdemir, Ramazan; Uyan, Ayten P.; Erbilen, EnverThis case describes a 45-year-old man with an abnormal origin of the right ventricular branch of the right coronary artery originating from a separate ostium in the right coronary sinus. Coronary arteries with abnormal origin constitute roughly 0.64% to 1.2% of all the representations encountered during coronary angiography. We suggest that the presence of such a vessel must be shown in patients undergoing coronary angiography and/or cardiac surgery.Öğe Aberrant right ventricular coronary artery: Case report(2003) Akdemir, Ramazan; Yazıcı, Mehmet; Tataroğlu, Cenk; Uyan, Cihangir; Gündüz, Hüseyin; Erbilen, EnverThis case describes a 50-year-old woman with the abnormal origin of a right ventricular branch of the right coronary artery originating from the same ostium in the right coronary sinus. Coronary artery anomalies, constitute roughly 0.64% to 1.2% of all the representations encountered during coronary angiography. We suggest that the presence of such a vessel must be shown in patients undergoing coronary angiography and/or cardiac surgery.Öğe Akut miyokard infarktüsü sonrası erken dönemdeki solunum fonksiyon testlerindeki değişiklikler(2003) Yazıcı, Mehmet; Durmuş, Bedri; Görgülü, Şevket; Akdemir, Ramazan; Erbilen, EnverAmaç: Bu çalışmada Akut Miyokard İnfarktüsü (AMI) sonrası erken dönemde (3-12.gün) solunum fonksiyon testlerindeki değişiklikler araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya AMI'li 84 hasta (E/K: 70/14, yaş: 58±13) ve 81 sağlıklı birey (E/K: 62/19, yaş: 57±12) alındı. Spirometri ile solunum fonksiyon testi (SFT) yapılarak ZVK (zorlu vital kapasite), ZEV 1 (1 .saniyedeki zorlu ekspirasyon volümü), ZEV1/ZVK oranı ve ZEAH%25-75 (zorlu ekspirasyon ortası akım hızı) elde edildi (yaş ve cinse göre beklenen değerlerin %'si olarak). Bulgular: AMI grubunda kontrollere göre ZVK ve ZEV1 anlamlı olarak azalmıştı (ZVK; 75$\pm$24 ve 91$\pm$21, p<0.001, ZEV1; 81±29 ve 98±27, p<0.001). Fakat ZEV1/ZVK ve ZEAH%25-75 değerleri iki grupta benzerdi (p>0.05). AMI hastalar fizik muayenede inspiratuar raileri olan ve olmayanlar olarak iki gruba ayrıldığında, rali olanlarda FEV1 and FEV%25-75 anlamlı olarak düşüktü (FVC: 68$\pm$26 ve 80±21, p<0.03, FEV1:70±29 ve 89±25, p<0.04, FEF%25-75:75±46 ve 112$\pm$49, p<0.01). AMI lokalizasyonuna göre SFT sonuçları non-Q>inferior>anteroseptal>anterior olarak gittikçe azalan şekilde sıralandı. Fakat aradaki fark anlamlı değildi (p>0.05). Sonuç: FEV1/FVC ve FEF%25-75de azalma olmayıp FVC ve FEV1 de azalma olması AMI'li hastalarda solunum fonksiyonlarında restriktif tipte değişiklikler olduğunu göstermektedir. Ayrıca, buna sol kalp yetmezliğinin belirginleşmesiyle (staz rali varlığına göre) küçük hava yollarında obstruktif bir bozukluğunda (ZEAH o/o25.75 daki azalma) eklendiği söylenebilir.Öğe Angiotensin-converting enzyme, angiotensin II receptor, apolipoprotein E and endothelial constitutive nitric oxide synthase gene polymorphisms in dilated cardiomyopathy(2004) Özhan, Hakan; Zungur, Mustafa; Yazıcı, Mehmet; Akdemir, Ramazan; Gündüz, Hüseyin; Erbilen, Enver; Albayrak, Sinan; Uyan, CihangirAmaç: Dilate kardiyomiyopati (DCM) sol yada her iki ventrikülün sistolik fonksiyonlarının bozulması ve genişlemesi ile karakterize bir hastalıktır. Ailesel kökenli DCM'nin tanımlanmasından sonra ailesel olmayan DCM olguları için de genetik faktörlerin rol oynayabileceği düşünülmüş ve konuyla ilgili araştırmalar yapılmıştır. Makalemizde ülkemizde yaşayan DCM'li olgularda, hastalığın patofizyolojisinde rol oynaması muhtemel dört aday genin polimorfizmleri araştırılmıştır (Angiotensin dönüştürücü enzim (ACE) I/D polimorfizmi, angiotensin II reseptör (AGTR1) 1166 A/C polimorfizmi, apolipoprotein E (APOE) ve endotelyal konstitütif nitrik oksit sentaz (ecNOS) geni polimorfizmi). Ortalama yaşı 58±12 olan ardışık 76 hasta ve yaş ortalaması 59±12 olan 88 kontrol grubu çalışmaya alındı. Bütün hastalara ve kontrol grubuna ekokardiyografik çalışma yapıldı. DCM tanısı için ekokardiyografik olarak end-diastolik çapın >55mm ve ejeksiyon fraksiyonunun <%40 altında olması kriter alındı. Yine hasta grubuna koroner anjiografi yapılarak hastalar iskemik ve idyopatik DCM gruplarına ayrıldı. Spesifik kalp kası hastalığı, izole sağ ventrikül genişlemesi, kapak ve perikard hastalığı olanlar çalışma dışında tutuldu. Hasta ve kontrol grubunun kan hücrelerinden deoxiribonükleik asit (DNA) spesifik polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) yöntemi ile genetik analiz yapıldı. Gen distribüsyonu ki kare testi ile değerlendirildi. Bağımsız risk için multivariate regresyon analizi uygulandı. 0,05 altındaki p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlar: Hasta ve kontrol grubunun allel sıklıkları, ekokardiyografi, biyokimya analizi sonuçları ve demografik verileri karşılaştırıldı. APO E gen allel sıklığına ait dağılım her iki grupta farklılık gösterse de regresyon analizi sonuçlarına göre bu farklılığın bağımsız bir risk oluşturmadığı gözlendi.Öğe Atrial fibrillation after electrical shock: a case report and review(B M J Publishing Group, 2004) Akdemir, Ramazan; Gündüz, Hüseyin; Erbilen, Enver; Özer, İlker; Albayrak, Sinan; Ünlü, Hakan; Uyan, CihangirA 52 year old man was admitted to an emergency department with a fast ventricular rate atrial fibrillation after an electrical shock. Electrical cardioversion was attempted after echocardiographic examination. This failed, but the heart rate slowed. Successful pharmacological cardioversion was achieved after 16 hours of amiodarone infusion. Preexcitation syndrome was detected on baseline echocardiograph. Serum cardiac specific markers were all within normal limits. No abnormal findings were detected by chest radiography, echocardiographic, or coronary angiographic investigations. Acute onset atrial fibrillation after electrical injury is discussed.Öğe A case of myocardial infarction with sumatriptan use(Springer, 2005) Erbilen, Enver; Özhan, Hakan; Akdemir, Ramazan; Yazıcı, MehmetSumatriptan is widely used in the treatment of acute attacks of cluster headache. It is a serotonin-1 (5HT-1) agonist. Several studies have reported an association between sumatriptan use and myocardial infarction, possibly due to the generalized vasoconstrictive nature of this agent. We report a 16-year-old male patient presenting with acute inferior myocardial infarction after sumatriptan use without any known risk factors of coronary artery disease.Öğe Color M-mode regurgitant flow propagation velocity: A new echocardiographic method for grading of mitral regurgitation(2004) Akdemir, Ramazan; Özhan, Hakan; Gündüz, Hüseyin; Yazıcı, Mehmet; Erbilen, Enver; Albayrak, Sinan; Ünlü, Hakan; Bulur, Serkan; Uyan, Cihangir; Arınç, HüseyinThe aim of this study was to evaluate the reliability of mitral regurgitation color M-mode regurgitant flow propagation velocity (RFPV) in grading mitral regurgitation (MR). This new transthoracic Doppler echocardiographic technique is easier and equally or more practical than qualitative and quantitative methods used to grade MR in patients both with normal and low left ventricular ejection fraction (LVEF). Color M-mode echocardiography allows resolution of regurgitant flow propagation along the echocardiography beam inside the left atrium. The characteristics of the velocity of this jet have not been studied in detail before. The present study compares the different qualitative and quantitative methods of MR grading with the RFPV. We prospectively examined 52 consecutive patients with grades of MR mild in 10 patients, moderate in 19 patients and severe in 23 patients with quantitative pulse Doppler echocardiography. MR was evaluated by vena contracta diameter (VCD), regurgitant jet area (RJA) and RFPV. These qualitative and quantitative methods were compared with the pulsed Doppler quantitative flow measurements and concordance of these 3 methods was determined. The mean RFPV for mild, moderate and severe MR were 26.4±7 cm/s, 43.3±7 cm/s and 60.3±7.3, respectively (p<0.001). RFPV is highly sensitive and moderately specific in differentiating mild and severe MR from other subgroups. Sensitivity and specificity were 92.1-64.3% for mild and 100-68.5% for severe MR, respectively. Significant correlation was observed between pulse Doppler quantitative grades, RFPV, VC and RJA (p<0.0001, r=.87; p<0.0001, r=-.84; p<0.0001, r=.76, respectively). This results show that RFPV is a reliable and simple semi-quantitative new method that can be used for determining severity of MR.Öğe Color M-mode regurgitant flow propagation velocity: A new echocardiographic method for grading of mitral regurgitation(2004) Akdemir, Ramazan; Özhan, Hakan; Gündüz, Hüseyin; Yazici, Mehmet; Erbilen, Enver; Albayrak, Sinan; Ünlü, HakanThe aim of this study was to evaluate the reliability of mitral regurgitation color M-mode regurgitant flow propagation velocity (RFPV) in grading mitral regurgitation (MR). This new transthoracic Doppler echocardiographic technique is easier and equally or more practical than qualitative and quantitative methods used to grade MR in patients both with normal and low left ventricular ejection fraction (LVEF). Color M-mode echocardiography allows resolution of regurgitant flow propagation along the echocardiography beam inside the left atrium. The characteristics of the velocity of this jet have not been studied in detail before. The present study compares the different qualitative and quantitative methods of MR grading with the RFPV. We prospectively examined 52 consecutive patients with grades of MR mild in 10 patients, moderate in 19 patients and severe in 23 patients with quantitative pulse Doppler echocardiography. MR was evaluated by vena contracta diameter (VCD), regurgitant jet area (RJA) and RFPV. These qualitative and quantitative methods were compared with the pulsed Doppler quantitative flow measurements and concordance of these 3 methods was determined. The mean RFPV for mild, moderate and severe MR were 26.4±7 cm/s, 43.3±7 cm/s and 60.3±7.3, respectively (p<0.001). RFPV is highly sensitive and moderately specific in differentiating mild and severe MR from other subgroups. Sensitivity and specificity were 92.1-64.3% for mild and 100-68.5% for severe MR, respectively. Significant correlation was observed between pulse Doppler quantitative grades, RFPV, VC and RJA (p<0.0001, r=.87; p<0.0001, r=-.84; p<0.0001, r=.76, respectively). This results show that RFPV is a reliable and simple semi-quantitative new method that can be used for determining severity of MR.Öğe Diyabetik hastalarda egzersiz stres testinde hesaplanan Qt parametrelerine trimetazidinin etkisi(2005) Özhan, Hakan; Yazici, Mehmet; Albayrak, Sinan; Erbilen, Enver; Gülcan, Erim; Bulur, SerkanAmaç: Çalışmamızda normal epikardiyal koroner arterlere sahip tip II diyabetik hastalarda, egzersizle QT parametrelerindeki değişim ve buna trimetazidin tedavisinin etkisi araştırıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya koroner anjiografisi normal olan tip II diabetes mellitus (DM) tanısı almış 19 hasta (ortalama yaş; 52±15, erkek/kadın; 9/10) ve 20 sağlıklı birey (ortalama yaş; 51±11, erkek/kadın; 10/10) alındı. Tüm bireylere trimetazidinle 3 aylık tedavi öncesi ve sonrası Bruce protokolü ile semptom-sınırlı treadmill egzersiz testi (EST) uygulandı. Çalışmaya alınan bireylerin klinik, biyokimyasal, ekokardiyografik ve elektrokardiyografik değerleri kaydedildi. EST sırasında belli aralıklarla QT intervalleri, Bazzet formülüyle hıza göre düzeltililen QT dispersiyonu (QTcD) kaydedildi.Bulgular: EST öncesinde, hastaların QTcD değerleri kontrollerden yüksekti. Pik egzersizde ölçülen QTcD'de (pik QTcD) kontrol grubunda anlamlı değişiklik olmazken hasta grubunda belirgin bir artış (sırasıyla; 31.7±6.9 ms; p>0.05, 53.7±9.6 ms; p<0.001) saptandı. EST sonrası QTcD değerleri de azalmasına rağmen kontrollere göre yüksekti (43.4±8.1 ms; p<0.01) . Tedavi sonrasında yapılan EST öncesi, sonrası ve pik egzersizde hesaplanan QTcD değerleri azalmış ve kontrollerinkine benzer bulundu (sırasıyla; 34.7±6.9 ms, 35.9±8.9 ms, 33.9±7.3 ms, p>0.05). Bunlardan pik QTcD değerleri tedavi öncesine göre belirgin olarak azaldı (35.9±8.9 ms; p<0.005).Sonuç: Bu bulgular, tip II DM'li hastalarda QTcD'de özellikle egzersizle belirginleşen artışın ventriküler aritmiyi tetikleyebileceği ve dolayısıyla ani ölüm sıklığındaki artışla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Trimetazidinle tedavi sonrası pik QTcD'deki belirgin azalma ilacın hücresel düzeydeki anti-iskemik etkisinden kaynaklanan dolaylı bir elektrofizyolojik sonuç olarak görülebilir.Öğe Effect of reperfusion on p-wave duration and p-wave dispersion in acute myocardial infarction: primary angioplasty versus thrombolytic therapy(Blackwell Futura Publishing, Inc, 2005) Akdemir, Ramazan; Özhan, Hakan; Gündüz, Hüseyin; Tamer, Ali; Yazıcı, Mehmet; Erbilen, Enver; Albayrak, SinanBackground: Atrial fibrillation (AF) is a common arrhythmia occurring in about 10-20% of patients with acute myocardial infarction (AMI). P-wave dispersion (PWd) and P-wave duration (PWD) have been used to evaluate the discontinuous propagation of sinus impulse and the prolongation of atrial conduction time, respectively. This study was conducted to compare the effects of reperfusion either by thrombolytic therapy or primary angioplasty on P-wave duration and dispersion in patients with acute anterior wall myocardial infarction. Methods: We have evaluated 72 consecutive patients retrospectively (24 women, 48 men; aged 58 +/- 12 years) experiencing acute anterior wall myocardial infarction (AMI) for the first time. Patients were grouped according to the reperfusion therapy received (primary angioplasty (PTCA) versus thrombolytic therapy). Left atrial diameter and left ventricular ejection fraction (LVEF) were determined by echocardiography in all patients. Electrocardiography was recorded from all patients on admission and every day during hospitalization. Maximum (P max) and minimum (P min) P-wave durations and P-wave dispersions were calculated before and after the treatment. Results: There were not any significant differences between the groups regarding age, gender, left ventricular ejection fraction, left atrial diameter and volume, cardiovascular risk factors, and duration from symptom onset to treatment. P-wave dispersions and P-wave durations were significantly decreased after PTCA [Mean P max was 113 +/- 111 ms before and 95 +/- 17 ms after the treatment (P = 0.007)]. Mean PWd was 46 +/- 12 ms before and 29 +/- 10 ms after the treatment (P = 0.001). Also, P max and PWd were significantly lower in PTCA group (for P max 97 +/- 22 ms vs 114 +/- 16 ms and for PWd 31 +/- 13 ms vs 55 +/- 5 ms, respectively). Conclusions: Primary angioplasty reduces the incidence of AF by decreasing P max and P-wave dispersion.Öğe Effect of reperfusion on P-wave duration and P-wave dispersion in acute myocardial infarction: Primary angioplasty versus thrombolytic therapy(2004) Akdemir, Ramazan; Özhan, Hakan; Gündüz, Hüseyin; Tamer, Ali; Yazici, Mehmet; Erbilen, Enver; Albayrak, SinanAtrial fibrillation is a common arrhythmia occurring in about 10-20% of patients with acute myocardial infarction. P-wave dispersion and P-wave duration have been used to evaluate the discontinuous propagation of sinus impulse and the prolongation of atrial conduction time respectively. This study was conducted to compare the effects of reperfusion either by thrombolytic therapy or primary angioplasty on P wave duration and dispersion in patients with acute anterior wall myocardial infarction. We have retrospectively evaluated 72 consecutive patients (24 women, 48 men; aged 58 ±12 years) experiencing a first acute anterior wall myocardial infarction (AMI). Patients were grouped according to the reperfusion therapy received (primary angioplasty (PTCA) versus thrombolytic therapy). Left atrial diameter and left ventricular ejection fraction (LVEF) were determined by echocardiography in all patients. Electrocardiography was recorded from all patients on admission and on pach day of hospitalization. Maximum (P max) and minimum (P min) P wave durations and P wave dispersions (PWd) were calculated before and after treatment. There were no significant differences between the groups regarding age, gender, left ventricular ejection fraction (LVEF), left atrial diameter and volume, cardiovascular risk factors and duration from symptom onset to treatment. PWd and P wave durations were significantly reduced after PTCA (mean P max was 113±11 ms before and 95±17ms after the treatment [p=0.007]. Mean PWd was 46±12 ms before and 29±10 ms after the treatment (p=0.001). Also, P max and PWd were significantly lower in PTCA group (for P max 97±22 ms versus 114±16 ms and for PWd 31±13 ms versus 55±5 ms, respectively). Primary angioplasty reduces P max and P wave dispersion.Öğe Effect of reperfusion P-wave duration and P-wave dispersion in acute myocardial infarction: Primary angioplasty versus thrombolytic therapy(2004) Akdemir, Ramazan; Özhan, Hakan; Gündüz, Hüseyin; Tamer, Ali; Yazıcı, Mehmet; Erbilen, Enver; Albayrak, Sinan; Bulur, Serkan; Uyan, CihangirAtriyal fibrilasyon akut miyokard enfarktüslü hastalarda %10-20 sıklıkla görülen bir aritmidir. P dalga süreleri ve dispersiyonu sinus noddan çıkan uyarının atriyal yayılımının bozulmasını incelemede kullanılmaktadır. Bu çalışma akut ön duvar miyokard enfarktüsü geçirmiş hastalarda primer anjioplasti ve trombolitik tedavinin P dalga süre ve dispersiyonuna etkisini araştırmaktadır. Akut ön duvar miyokard enfarktüsü geçiren 24 kadın, 48 erkek toplam 72 hasta çalışmaya alındı. Hastalar primer anjioplasti ve trombolitik tedavi almak üzere randomize edildi. Klinik, ekokardiyografik ve EKG değerleri incelendi. Tedavi öncesi ve sonrası P dalga süreleri ve dispersiyonu karşılaştırıldı. Yaş, cinsiyet, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu, sol atriyum çapları ve kardiyovasküler risk faktörleri açısından karşılaştırıldıklarında her iki grupta anlamlı istatistiksel farklılık bulunmadı. Primer anjioplasti grubunda tedaviden sonar P dalga süreleri ve dispersiyonu anlamlı olarak azalmış ve her iki grup karşılaştırıldığında p max ve dispersiyon azalması anjioplasti grubunda istatistiksel olarak daha fazla saptandı. Primer anjioplasti, P dalga süreleri ve dispersiyonunu trombolitik tedaviye göre anlamlı olarak azaltır.Öğe Effect of treatment on echocardiographic variables in the follow-up of dilated cardiomyopathy(2005) Özhan, Hakan; Zungur, Mustafa; Akdemir, Ramazan; Yazıcı, Mehmet; Albayrak, Sinan; Erbilen, EnverAmaç: Dilate kardiyomiyopati sol ya da her iki ventrikülün sistolik fonksiyonlarında bozulma ve dilatasyonla seyreden bir hastalıktır. Medikal tedavideki ilerlemelere rağmen ölüm oranı yüksektir. Bu çalışmanın amacı, tedavi altındaki hastaların takiplerindeki iyileşmenin ekokardiyografik değişkenlere ne şekilde yansıdığını saptamaktır. Gereç ve Yöntemler: İlk kez tanı alan DKM’li 66 hasta çalışmaya alınmıştır (ekokardiyografik olarak ejeksiyon fraksiyonları (EF) %40’ın altında ve sol ventrikül diyastol sonu çapları >55 mm). Hastaların klinik, ekokardiyografik ve demografik kayıtları alındıktan sonra, ACE inhibitörü, diüretik ve tolere edildiğinde dijital, spiranolakton ve beta bloker başlanmıştır. Hastalar, 6 aylık aralıklarla toplam 12 ay boyunca takip edilmiştir ve izlem bulguları, ilk bulgularla karşılaştırılmıştır Bulgular: Ölen 4 hasta çalışma dışı bırakılmış, iyileşen ya da durumu stabil seyreden hastaların sonuçları karşılaştırılmıştır. Ortalama sol ventrikül kütlesi, EF, deselerasyon zamanı, ejeksiyon zamanı ve miyokard performans indeksinde anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç: Ortalama sol ventrikül kütlesi, EF, deselerasyon zamanı, ejeksiyon zamanı ve miyokard performans indeksi dilate kardiyomiyopatili hastaların takiplerinde kullanılabilecek, iyileşmeye işaret eden anlamlı parametrelerdir.Öğe Effects of iohexol on pulmonary functions in patients undergoing diagnostic coronary angiography(2004) Akdemir, Ramazan; Özhan, Hakan; Balbay, Öner; Erbaş, Mete; Gündüz, Hüseyin; Arbak, Peri; Yazıcı, Mehmet; Erbilen, Enver; Albayrak, Sinan; Annakkaya, Ali Nihat; Uyan, CihangirBackground: Adverse respiratory reactions have been reported with intravascular radiographic contrast media. The aim of the present study was to assess the effects of iohexol on pulmonary functions in patients undergoing diagnostic coronary angiography. Methods: Thirty patients diagnosed as coronary artery disease undergoing diagnostic coronary angiography were enrolled in the study. Subjects with chronic obstructive pulmonary disease, asthma, allergic bronchitis, myocardial infarction and documented systolic dysfunction by transthoracic echocardiography were excluded. The respiratory functions of the patients before and immediately after the coronary angiography were measured and arterial blood gas analyses were performed. The subjects were divided into two groups according to results of angiography as having coronary artery disease (Group 1) and without significant coronary artery disease (Group 2). The angiography procedures were performed by a single, experienced angiographer. Left Ventriculography was not performed on any patient Results: The results gathered before and after angiography procedure were compared. Forced expiratory volume in the first second (FEV1), maximum mid-expiratory flow rate, (MMFR) 25-75, arterial oxygen pressure (PaO2) and bicarbonate (HCO3) were significantly reduced ( p<0.01), where as forced vital capacity (FVC), pH, oxygen saturation and arterial carbondioxide pressure were not changed. The comparison between two groups resulted that FEV1 and PaO2 were significantly decreased after angiography in Group 1. Conclusions: Diagnostic coronary angiography using iohexol decreases ventilatory functions in a small but significant extent in patients without any overt pulmonary disease. Therefore they should be used cautiously in patients with chronic lung disease.Öğe Effects of iohexol on ventilatory functions in patients undergoing diagnostic coronary angiography(Springer, 2004) Özhan, Hakan; Akdemir, Ramazan; Balbay, Öner; Arbak, Peri; Erbaş, Mete; Gündüz, Hüseyin; Yazıcı, Mehmet; Erbilen, Enver; Uyan, CihangirBackground and objectives Adverse respiratory reactions have been reported with intravascular radiographic contrast media. The aim of the present study is to assess the effects of iohexol on pulmonary functions in patients undergoing diagnostic coronary angiography (CA). Materials and methods: 30 patients enrolled in the study. The respiratory functions of the patients were measured at three different stages during angiography (before, immediately after and 2 h later) and arterial blood gas analyses were performed at six stages during CA (before, immediately after the insertion of angiography catheter, 2 min after the injection of contrast agent, at the end of angiography, an hour and 2 h after angiography). A single, experienced angiographer performed the angiography procedures via radial artery route. Totally six multiple angled views of the left and right coronary arteries were recorded in all patients by hand injection. None of the patients were performed ventriculography. Results: Angiography caused significant reduction in forced expiratory volume in 1 sec [FEV1] (from 103 15 to 95 17, p < 0.01), forced vital capacity [FVC] (from 99 13 to 95 18, p < 0.05) and maximum mid-expiratory flow rate [MMF] (from 95 33 to 84 29, p < 0.01) whereas there were no significant changes in the mean FEV1/FVC ratios at different stages of angiography. Statistically significant decrease in PaO2 (from 91 10 to 85 13 mmHg, p < 0.01) and arterial O2 saturation (from 97 1% to 96 1%, p < 0.01) were also observed. Data in present study showed a clinically insignificant but statistically significant restrictive impairment in pulmonary functions. Conclusions: Diagnostic CA using iohexol decreases ventilatory functions in a small but significant extent in patients without any overt pulmonary disease.Öğe Effects of thyroxin therapy on cardiac function in patients with subclinical hypothyroidism: Index of myocardial performance in the evaluation of left ventricular function(2004) Yazıcı, Mehmet; Görgülü, Şevket; Sertbaş, Yaşar; Erbilen, Enver; Albayrak, Sinan; Yıldız, Özcan; Uyan, CihangirObjective: We investigated the effects of thyroxine (T4) therapy on the cardiac function in subclinical hypothyroidism (SHT) by using the index of myocardial performance (IMP) and the conventional echocardiographic parameters. Methods: Forty-five SHT patients (F/M:38/7, age 39.9±7.9) and 29 healthy subjects (F/M:25/4, age 38.3±8.6) were studied. Patients were randomly assigned, in a double-blind manner to receive T4 therapy (group I) or a placebo (group II) and for a period of up to 12 months, were followed up using thyroid function tests and both conventional and Doppler echocardiographic measurements. Results: At the baseline, the SHT patients has a significantly higher isovolumic relaxation time (IRT) (98.3±23.7 vs. 81.7±14.7<0.01) , IMP (0.52±0.06 vs. 0.42±0.05; P<0.001), A max (late mitral peak velocity) (83.4±12.6 vs. 74.3±13.5; P<0.01) and significantly lower (early mitral peak velocity) Emax/Amax ratio (1.19±0.18 vs. 1.34±0.17; P<0.01) than the individuals in the control group. In group I, the thyroid hormone profile became normalized after 1 year of L-T4 therapy, but there was no significant change in the left ventricular (LV) morphology or systolic function. After 1 year of follow-up, group I showed a significant reduction of MPI (0.53±0.05 vs. 0.42±0.07; P<0.001), Amax (84.2±13.7 vs. 74.5±11; P<0.001) and IRT (98.6±23.7 vs. 82.9± 23.3; P<0.001) along with a normalization of the E/A ratio (1.17±0.16 vs. 1.33±0.19; P<0.001). Conversely, no change was observed in group II. Conclusions: An impairment of left ventricular diastolic function, which may be reversible with T4 therapy, was observed in the SHT patients, and IMP may be useful in the evaluation of LV myocardial dysfunction in these patients. © 2003 Elsevier Ireland Ltd. All rights reserved.Öğe Elastic properties of the ascending aorta and left ventricular function in patients with hypothyroidism(Blackwell Publishing, 2005) Özhan, Hakan; Yazıcı, Mehmet; Albayrak, Sinan; Erbilen, Enver; Bulur, Serkan; Akdemir, Ramazan; Uyan, CihangirBackground: We sought to clarify the possible role of elastic properties of the ascending aorta in the development of cardiac disease associated with hypothyroidism (HT). Methods: A total of 37 patients with HT (age: 39.3 +/- 8.9years) and 29 control subjects were studied. AscendingAortic (Ao) diameter, Ao elastic indexes, strain (AoST), distensibility (AoD), stiffness index (AoSI), and pressure strain modulus were calculated from the echocardiographically derived Ao diameters. Myocardial performance index (MPI), E/A ratio, isovolumetric relaxation time (IVRT), deceleration time (DT) were measured by Doppler echocardiography to assess diastolic LV function. Patients were treated with levothyroxine and followed-up for 6 months. Thyroid function tests and echocardiographic measurement's were repeated at the end of the study. Results: AoD (cm(2) dyn(-1) 10(-3)) and AoST (%) were significantly lower (3.8 vs. 6.1; P < 0.001, 7.4 vs. 12.6, P < 0.001; respectively), whereas AoSI was higher in HT patients (6.2 vs. 3.3; P < 0.001). After treatment, AoD and AoST were increased (5.7; P < 0.001 and 11.8; P < 0. 001; respectively), whereas AoSI was decreased significantly (3.7; P < 0. 001). Also, early / late mitral peak velocity ratio (Emax/Amax) was significantly lower in HT patients (1.19 vs 1.34; P < 0.001), whereas MPI was higher (0.52 vs. 0.42; P < 0.001). MPI showed a strong correlation with aortic root indexes [AoST (r = -0.61/P < 0.001); AoD, (r = -0.57/P < 0.002); AoSI, (r = 0.531P < 0.005)] in the HT group. After 6 months of therapy, MPI significantly decreased P < 0.001) and EIA ratios were normalized (P < 0.001). Conclusions: Ao root functions have an important role on diastolic LV function. Levothyroxine replacement therapy can reverse all of these adverse effects of HT.Öğe Farkedilmeden geçirilmiş miyokard infarktüsünün klinik özellikleri ve miyokard perfüzyon sintigrafisi bulguları(2003) Yazıcı, Mehmet; Norgaz, Tuğrul; Erbilen, Enver; Albayrak, Sinan; Sarı, İbrahimAmaç: Çalışmamızda fark edilmeden (FGMİ) ve farkında olunarak geçirilmiş Mİ (FOMİ)'lerin klinik, demografik ve miyokard perfüzyon sintigrafik (MPS) özelliklerini karşılaştırarak ve Mİ'nin sessiz geçirilmesiyle ilişkili olması muhtemel faktörleri araştırdık. Gereç ve Yöntem: MPS'de sabit defekt saptanan 73 hasta öykülerine göre FGMİ (n=29, K/E: 5/24, yaş:57±11) ve FOMİ (n=44, %60, K/E:6/38, yaş:56±10) olarak 2 gruba ayrıldı. Hastalara egzersiz testi öncesi 8mCi ve egzersiz testinde (Bruce protokolüyle) doruk egzersizde 25 mCi Tc99m-sestamibi enjekte edilerek test öncesi ve sonrası görüntüler alındı. Bulgular: Çalışmamızda MPS ile saptanan FGMİ sayısı EKG'ye oranla anlamlı olarak yüksekti (29/73=%40'a 22/73=%30, p<0.05). FOMİ'ye kıyasla FGMİ'de DM sıklığı artmış, preinfarktüs angina (PİA) ve ailede koroner arter hastalığı varlığı (AKAH) azalmış olarak saptandı (sırasıyla p<0.03, p<0.05, p<0.03). FGMİ'de infarkt boyutu küçük olan hasta sayısı FOMİ'ye göre daha fazla (p<0.05), geniş Mİ alanına sahip hasta sayısı ise daha az bulundu (p<0.03). FOMİ grubunda FGMİ'ye kıyasla anterior, septum ve apikal bölge tutulumları anlamlı olarak yüksek saptandı (sırasıyla p<0.05, p<0.05, p<0.04). Korelasyon analizinde FGMİ' ile PİA ve AKAH arasında negatif (r=-0.32, p<0.05, r=-0.37, p<0.04), DM varlığı ile pozitif bir ilişki saptandı (r=0.35, p<0.05). Sonuç: Bu sonuçlar DM varlığı, PİA ve AKAH yokluğunun FGMİ için bir risk faktörü olduğunu düşündürmüştür. FGMİ'nin tanısı MPS'de gözlenen sabit defektlerin varlığı ile güvenle konulabileceği gibi, Mİ'alanının boyut ve lokalizasyonu da daha net bir şekilde belirlenebilir.Öğe Fibromiyalji sendromunda kardiyovasküler sistemin değerlendirilmesi: doku Doppler ekokardiyografik inceleme(2010) Yazici, Selma; Yazici, Mehmet; Albayrak, Sinan; Makarç, Sevim; Kolbas, Melek; Erbilen, Enver; Akdemir, RamazanAmaç: Biz Fibromiyalji (FM) hastalarında kardiyak yapı ve fonksiyonların hem geleneksel hem de yeni ve faydalı bir metot olan doku Doppler ekokardiyografik (DDE) yöntemle incelemeyi amaçladık. Ayrıca, hastalığın patogenezinde olası mekanizmalardan biri olarak gösterilen otonom fonksiyon bozukluğunu elektrokardiyografik olarak QT parametrelerini (QT maksimum, QT minimum ve QT dispersiyonu) ölçerek değerlendirdik. Yöntem: Çalışma aynı kliniğe başvuran 42 hasta (ortalama yaş 41, 38 kadın ) ve kontrol grubu olarak alınan tamamen sağlıklı 38 kişi üzerinde yapıldı. Bireylerin her birine tam bir fizik muayene, elektrokardiyografik (50 mm/s hızla kaydedilen) ve ekokardiyografik (hem geleneksel, hem de DDE) ile değerlendirme yapıldı. Bulgular: Elektrokardiografik kayıtların analizinde QT dispersiyonunda hafif fakat istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir artış saptandı. Geleneksel ekokardiyografik parametreler açısından hasta grubu ile kontrol grubu benzerdi. Bununla birlikte bu çalışmanın önemli bir bulgusu hasta grubunda DDE yöntemi ile saptanan gevşeme bozukluğu idi. Em dalga hızı ve Em/Am oranları FM hastalarında kontrollere kıyasla anlamlı düzeyde düşüktü (sırasıyla, p < 0.005, p < 0.01). Sm ve Am dalga hızları ise her iki grupta da benzerdi. Sonuç: Bu çalışmada hasta grubunda DDE yöntemi ile saptanan sol ventrikülün gevşeme bozukluğu FM’de görülen yorgunluk ve nefes darlığı gibi bazı semptomları kısmen açıklayabilir. Ayrıca tam bir kardiyak değerlendirme yapılması ile fibromiyaljinin patogenezindeki otonomik disfonksiyon teorisini destekleyecek bulgular elde edilebilir.Öğe HLA-DR B1 and DQ B1 polymorphisms in patients with coronary artery ectasia(Acta Cardiologica, 2004) Akdemir, Ramazan; Özhan, Hakan; Gündüz, Hüseyin; Erbilen, Enver; Yazıcı, Mehmet; Duran, Sadık; Albayrak, Sinan; Uyan, CihangirObjectives - The purpose of our study was to evaluate the significance of polymorphisms in HLA class II genes in coronary artery ectasia (CAE) patients. Methods and results - Twenty-six patients with CAE without associated cardiac defects were enrolled in the study. CAE was defined as luminal dilation of 1.5- to 2.0-fold of normal limits. Ninety-five healthy subjects who were donors for different organ transplantations, were chosen as control group. Physical examination, electrocardiography and chest X-ray were completely normal in these cases. Both the patients and the control group were screened and compared for their HLA class II genotypes. HLA-DR BI * 13, DR 16, DQ2 and DQ5 genotypes were significantly more frequent in the patient group. When the known risk factors of coronary heart disease were compared in the patients carrying these genotypes with the non-carrying group, no significant differences were encountered. Conclusions - HLA-DR BI * 13, DR 16, DQ2 and DQ5 may be associated with the pathogenesis and increase the risk of CAE.